Din ve Sanat

seyahat

warning: Creating default object from empty value in /home/din/domains/dinvesanat.com/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İstanbul'da ölmeden önce bu yerleri gezin

İstanbul, sayamayacağımız kadar güzellikleri içerisinde barındıran bir şehir. Bu şehri hakkını vererek gezmek, tarihî ve turistik mekânları ziyaret etmek ve İstanbul’la sembolleşen lezzetleri tatmak için ise bir rehberden yardım almak şart.

İnkılap Yayınevi’nden çıkan ‘İstanbul’da Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey’ kitabı İstanbul’u gezmek isteyenlerin başucu kitabı olacağa benziyor. Kitap, aynı zamanda ‘2010 Avrupa Başkenti İstanbul’ etkinliklerine katılanlara rehberlik yapacak. Kitapta turistlerin işlerini kolaşlaştıracak ‘Doğaya çıkılıyor’, ‘Dinî açıdan önem taşıyan alan’, ‘Müze veya ören yeri’ gibi ‘akıllı’ işaretler var. İşte İstanbul’da iyi bir vakit geçirmek için gezip görmeniz gereken yerler ve farklı lezzetler…

Hz. Peygamberin Ayak Bastığı Topraklar ve Şam’ın Şekeri

Perşembe günü başlayıp, pazartesi günü biten beş günlük Suriye gezimizin üzerinden bir ay geçmesine rağmen, hâlâ tadı damağımızda kaldı diyebilirim. Dünyanın bir çok tarihî beldesini gezmek gibi bir emelim ve duam vardı. Bu duam fazlasıyla gerçekleşti hamd olsun. Bunun da grubumuzun arasındaki samimi kardeşlik duygularından kaynaklandığına inanıyorum. Unutulmaz güzellikler yaşadık. Hacılarımızın karayoluyla hacca giderken niye buralara uğramadan geçmediklerini çok iyi anladık.

Buram buram din ve tarih ve Osmanlı kokan bu topraklar bir ömür geçse değecek cinsten yerlermiş. Görmek, gezmek ve yaşamak nasip oldu. Okuyucularımıza da hararetle tavsiye edeceğim bu seyahat, hem çok ucuz, hem çok doyurucu geçeceğini şimdiden temin edebilirim. İlk fırsatta hemen Şam’a, Halep’e, Humus’a doğru yola çıkınız. Gecikmeyiniz; insanlık hâli, bir daha belki bir fırsat bulamayabilirsiniz, bizden demesi... Gelelim gezimizden sunacağımız bilgilere:

Göğe yükselen abide: Kutbul Minar

Kutbul Minar.. Bir başka adı ile Kutbetül İslam. Delhi-Türk Sutlanlığı'nın 900 yıl önce Hindistan'ın başkenti Delhi’ye vurduğu İslam mührü.

Ve yollar devam ediyor... Bu seferki durağımız Hindistan’daki ilk camiinin bulunduğu bölge.. Kutbul Minar.. Bir başka adı ile Kutbetül İslam. Delhi-Türk Sutlanlığı'nın 900 yıl önce Hindistan’ın başkenti Delhi’ye vurduğu İslam mührü... Delhi’ye gelip de Kutbul Minar'ı, yani Kütbettin Minaresini görmemek olur mu?

Geniş yollardan geçip ağaçlar ve çiçekler içinde muhteşem bir minare ve yıkıntıların olduğu yere geliyoruz. İşte ilk cami burada kuruldu. İlk camiden geriye kalan bir minare 1000 yıla yakın ayakta kalabilmeyi başarmış. Kutbül Minar'ı gördükten sonra Delhi demek Kutb Minar demek bizim için.. Çünkü dünyanın en muhteşem, en göz kamaştırıcı eserlerden biri.

Diyâr-ı Şam

Özlemini duyduğum, Şam şehrinin ziyaret vakti gelip çatmıştı. Bu özlemle beraber diğer bir özlemini çektiğim Yahyalılı A. Ramazan Dinç hoca, efendinin de ziyarete gidilecek grupta bulunması ayrıca zevkimize bir zevk daha kattı. Onunla böyle güzel bir yolculuğa çıkmak, hak etmediğimiz halde Allah (cc)’ın bizlere bir ikramı, bir hediyesiydi. Yolculuk boyunca da anladığım, gerçek bir Allah dostu, yanında bulunanların hallerine göre hareket edip, onları zor durumda bırakıp, itiraz hallerini yaşatmak istemiyorlar. Onların bulunduğu ortamda nefes almak, cennet bahçelerinde nefes almak gibidir. Kâmil bir insana itiraz etmenin (Kur’an ve Sünnet dışında) ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu insan sonradan daha iyi anlıyor ama iş işten çoktan geçmiş oluyor. O insanın bizlere göstermiş olduğu engin şefkat ve merhametin Allah (cc)’tan bize bir rahmet olduğunu unutmayalım. Bizlerin günahlarına, kusurlarına ve usulsüzlüklerine rağmen bizleri idare edip, aman bu lokomotiften ayrılıp helak olmasınlar diye şefkat gösterdiklerine cân u gönülden inanıyoruz.

Bir Şehrin Özgüncesi

İçim gidemediğim şehirlerin şiirleriyle doludur. Herbirinin sokaklarında gönderdiğim mektupların mürekkep hokkasına batırılmış hasret dolu sayfaları asılı durur.

"Bir çentik at tarihe haydi uzat / ellerini varır bulur ellerim"

Yürüyüşün hesapsız gücünü kavramaya başladığım günden beri ellerim her biri birer sevgili olan bizim şehirlerin yollarında uzalı yar mektubu bekler gibi beklemekte. Biliyorum bir gün kavuşacak ellerimiz. Bir gün yüzümü süreceğim topraklarının harına.

Rüya içinde bir rüya: İsfahan

Selman-ı Farisi’nin, Kılıç Arslan'ın şehri İsfahan.

Kurduğu rasathaneden gökleri inceleyen, feleğin kaç bucak olduğuna dair dizeler döktüren Ömer Hayyam’ın şehridir İsfahan. Ragîb El İsfahani’nin şehri.
Büyük bir ilim havzasıdır İsfahan. Medreselerinden ne hikmet adamları, sanatçılar, bilim adamları geçmiştir.

Alparslan'ın barış teklifine, “Ordumu İsfahan'da kışlatıp, Hemedan'da sulayacağım” şeklinde karşılık veren Diyojen rüyası İsfahan'a kavuşamamıştı. Şimdi de Bush oraya göz dikmiş duruyor.

Bahçesaray

Şiir şehri mi demeliyim Bahçesaray’a yoksa masalların şehri mi bilemiyorum. Kimler şiir yazmamıştır ki ona; Rus edebiyatının kurucusu sayılan Puşkin, Sahaların milli şairi Oyunski ve elbet Şükrü Elçin Hoca ve yaşayan büyük Tatar şairlerinden Şakir Selim hemen aklıma geliverenler. Eminim, şimdi siz de benim eksik bıraktığım birkaç Bahçesaray şairi hatırlamışsınızdır. Belki de dünyada başka hiçbir şehir için bu kadar çok şair şiir yazmamıştır ki, onların her biri başka başka miletlerden veya coğrafyalardan olsun. Bu yüzden Bahçesaray’a şiir şehri mi demeliyim diye düşünüyorum.

Son yorumlar

İçerik yayınları